BÖLGESEL İNCELMEDE YENİ BİR UMUT: KARBOKSİ TERAPİ
“Hiçbir tedaviden mucize beklememek lazım. Çünkü genetiğe karşı çalışıyoruz, doğaya karşı savaşmak hiç de kolay değil”” diyen Dermatolog Dr. Fatma Yıldız, son zamanlarda oldukça rağbet gören bölgesel incelme metodu karboksiterapi yöntemini anlatıyor.
B.Ö: Karboksiterapi nedir?
F.Y:Vücudun içine karbondioksit gazı verilerek, vücudun kendi savunma sistemini kullanıp pozitif etkiler elde etmeye çalıştığımız bir tedavi yöntemidir.
B.Ö: Karboksiterapi nerelerde kullanılır?
F.Y: Karboksiterapi, estetik amaçlı olarak, bölgesel incelmede, selülit tedavisinde ve iz tedavilerinde kullanılır. Bunun dışında, ağrı tedavisi için de olmak üzere fizik tedavi hastalıklarının çoğunda karboksiterapi kullanır. Ben dermatolog hekim olduğum için daha çok selülit tedavisi, bölgesel incelme ve iz tedavisinde kullanıyorum. Bunun dışında karboksiterapi, yara tedavilerinde de faydalıdır.
B.Ö:Hastalarınız çoğunlukla hangi şikayetle geliyor?
F.Y: Çoğu hastam bölgesel incelme ve selülit görüntüsünün yok edilmesi isteğiyle geliyor.
B.Ö: Bölgesel incelmede karboksiterapi nasıl uygulanır ve bu yöntemle vücutta ne gibi etkiler yaratılmaya çalışılır?
F.Y: Şöyle ki; vücut, içinde bulunan bütün karbondioksiti atmaya çalışır. Biz yağın içine karbondioksit gazı veriyoruz. Vücut bunu da atmaya çalışıyor. Bu savunma mekanizmasını kullanarak, karbondioksit gazı uyguladığımız bölgede bol miktarda “damarlanma” sağlıyoruz. Yani yeni kan damarları oluşturuyoruz. Yağ dokusundaki en büyük problem, yağın damarlanmasının az olmasından ötürü mobilize olmasının (dolaşıma katılmasının) zor olmasıdır. Çünkü dolaşımı azdır. Biz bu dolaşımı artırmaya çalışıyoruz. Dolaşım artırıldığı zaman hem o bölgede incelme sağlamamız kolay oluyor hem dolaşım düzeldiği için selülit görüntüsünde düzelme oluyor hem de iz tedavisinde yeniden yapılanmayı sağlayabiliyoruz.
B.Ö: Peki verimli sonuç alabilmek için kaç seans gereklidir?
F.Y: Genelde biz 10 seans öneririz. Hastalar 3-4 seanstan sonra bir miktar fayda görürler. Fakat maksimum etki alabilmemiz için 10 seans devam etmek gerekiyor.
B.Ö: Karboksiterapi acı verici bir işlem midir?
F.Y: Çok az acı verir. Çünkü iğne ile yapılan bir işlemdir. Fakat kullanılan iğne, 30G’lik piyasada kullanılan en ince uçlu iğnedir. Kan alırken kullanılan iğneden çok daha ince uçludur. Gazın yayılma sırasında da bir miktar sızı hissedilir. Ama zaten biz bu gazı yağ dokusunun içine veriyoruz. Yağ dokusu, sinirler açısından çok zengin bir doku olmadığı için hasta acıyı oldukça az hisseder. Hafif bir karıncalanma, yanma hissi gibi bir sızı hissedilir. Cilt yenilemede ,“gıdık dediğimiz bölümün toparlanmasında ve yüz gençleştirme işleminde de bu yöntem kullanılıyor. Bu bölgede yağ dokusu daha az olduğu için biraz daha fazla acı verir. Fakat bu henüz benim uyguladığım bir yöntem değil. Gelecek yıllarda, başarılarının kesin olarak kanıtlanması halinde uygulayabilirim.
B.Ö: Karbondioksit tedavisinin sonuçları kişiden kişiye değişir mi?
F.Y: Evet. Şöyle ki; bel çevresi 100 cm olan bir hastada bu ölçüyü 90 cm’ ye indirebiliriz. Ama bel çevresi zaten 70- 80 cm olan bir kişi zaten normal sınırlarda olduğu için 40- 50 cm’ ye indiremeyiz. Çünkü karbondioksit gazı kaslarda erime sağlamaz, yağlarda erime sağlar. Zaten kasların erimesi hiçbir zaman istediğimiz bir durum değildir. Kişide fazla bir yağ miktarı yoksa mucize yaratamayız. Yani kişideki yağ oranına bağlıdır.
B.Ö: Bu tedaviyle genel bir kilo kaybı olabilir mi yoksa bölgesel incelmede mi etkilidir?
F.Y: Karbondioksit gazıyla genel bir kilo kaybı sağlanmaz, amaç da bu değildir. Kişinin belirli bir bölgedeki şikâyetçi olduğu yağları o bölgeden uzaklaştırma için kullanılır. Şöyle; biz Türk kadınları, ırk olarak özellikle bel ve basen bölgesinde yağ biriktirmeye genetik olarak kodlanmış insanlarız. Erkeklerde bu birikme daha çok göbekte oluşur. Genetik olarak böyle bir yatkınlığımızın olması sonucu biz kilo versek bile, bundan en son basenlerimiz etkilenir. Kilo aldığımızda, bu kiloyu yine ilk olarak basenlerimizde hissederiz. Sonuç olarak, bir Türk bayanının belindeki ve basenindeki kiloyu verebilmesi için çok ciddi bir şekilde spor yapması ve yediklerinde dikkat etmesi gerek. Normal bir diyet ve sporla genel bir kilo kaybı oluşturulur. Fakat basenden ve bel kısmından hala şikâyet varsa, bu noktada biz bu bölgesel yağların erimesine yardımcı oluruz.
B.Ö: Uygulama yapılan bölgelerdeki yağlanmalar süre içinde tekrar oluşur mu?
F.Y: Şöyle; hasta, “Ben hiç diyet yapmayayım, hiç spor yapmayayım; sadece karboksiterapi yaptırayım” derse de sonuç alınır. Ancak bu şekilde hem sonuç tatmin edici olmaz, yani santimsel olarak incelme çok az olur, hem de hasta verdiği kiloyu mutlaka aynı yıl içinde tekrar alır. Yani kişi, kilo verdiği halde şikayetçi olduğu bölgedeki yağı eritemediğinde veya “Ben kilo veriyorum ama yüzüm çöküyor, göbeğim gitmiyor” dediğinde biz karboksiterapi uyguluyoruz. Kısaca, zayıflamanın kişinin istediği yerden olmasını sağlıyoruz.
B.Ö: Diyet ve egzersiz yapmayı tercih etmeyen bir kişi bu işlemi birkaç kere yaptırabilir mi? Vücuda zararı var mıdır?
F.Y: Diyet ve egzersiz yapmadan uygulamaya gelen hastalarım var. Mesela bu hastalarımdan biri diyet ve egzersiz yapmak yerine altı ayda bir gelerek, o süreçte aldığı kiloyu karboksiterapi yöntemiyle tekrar vermeyi tercih ediyor. Bu da bir yöntem. Sağlıklı olup olmadığı tartışılır ama zararlı değil.
B.Ö: Karboksiterapinin yan etkileri var mıdır?
F.Y: Hayır. Yalnız eğer damara denk gelirsek orada bir morarma olur fakat birkaç gün sürer ve geçer. Bir de tabii önemli olan dozdur. Karbondioksiti de hastanın ihtiyacı olan dozdan çok daha fazla verirsek tabii ki o da zararlı olacaktır. Karboksiterapi tedavisinin uygun dozlarda verilmesi halinde bir zararı yoktur.
B.Ö: Karboksiterapi kimlere uygulanamaz?
F.Y: Kontrol edilemeyen diyabet problemi ve aktif bir enfeksiyonu olan hastalara, kanser hastalarına, hemofili hastalarına bu yöntemi uygulamıyoruz. Hamilelere yapmıyoruz. Bunun dışında adet dönemlerinde kişiler biraz daha hassas olabilir, canları biraz daha fazla acıyabilir. Hem de bu dönemlerde vücut su tutar. Bu nedenlerden dolayı adet dönemlerinde de uygulamıyoruz.
B.Ö: Karboksiterapi tedavisinde bu 10 seanslık sürecin zaman dağılımı nedir?
F.Y: Haftada 2 seansla başlıyoruz. Sonra hasta fayda görmeye başladığında, yani yaklaşık 5- 6 seanstan sonra haftada 1 seansa indiriyoruz. Bundan sonra da genelde haftada 1 seans olarak tedavi sürecini bitiriyoruz. Sonucunda da hastada diyet ve egzersiz desteğiyle %10’ a kadar bir incelme hedefliyoruz.
B.Ö: Peki bu tedaviye ek uygulamalarınız oluyor mu?
F.Y: Karboksiterapi tedavisine mezoterapi ve lenf dranajı ile kombine edilmesi etkinliği çok artırır. Hastamıza mutlaka diyet veriyoruz. Çok sıkı bir diyet olmuyor bu. Sağlıklı beslenmeyi yaşam şekli haline getirmeye çalışıyoruz.
B.Ö: Seanslardan sonra dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?
F.Y: Tedaviden hemen sonra, vücutta iğne delikleri olduğu için, duş almalarını önermiyoruz. Ertesi güne kadar sıkı kıyafet giymemelerini, parfüm kullanmamalarını öneriyoruz.
B.Ö: Her bir seans ne kadar sürüyor?
F.Y: Bu işlem 5- 10 dakikalık bir işlem. Hastalarımız öğle aralarında gelip işlemini yaptırıp ondan sonra rahatlıkla işlerine dönebilirler, gündelik yaşamı etkilemez.
B.Ö:Peki bu 10 seanslık tedavide vücudun sadece bir bölgesine mi uygulama yapabiliyorsunuz?
F.Y: Çok problemi olan bir hasta değilse, yani çok fazla kilosu yoksa bir seansta hastanın hem koluna hem göbeğine hem bacağına bütün şikayetçi olduğu alanlara uygulama yapabiliriz. Ama kişi obezse bütün dozu tek bir bölgeye kullanıyoruz, en çok şikayetçi olduğu bölgeyi seçmesini istiyoruz. Bir bölgenin tedavisi bitince diğer bölgelere geçmeyi tercih ediyoruz. Bir seansta gaz miktarını 1.5 litre’ nin üzerine çıkarmayı istemeyiz.
B.Ö: Selülit tedavisinde ve yara, iz, çatlak tedavilerinde de karboksiterapi kullanılıyor değil mi?
F.Y: “Stria” dediğimiz büyümeye bağlı olarak, hamilelikten sonra oluşan çatlaklardan şikayetçi olarak gelen çok hastamız var. Bunlarım tamamen geçmesi ne yazık ki mümkün değil ama belirgin azalma görülüyor. Yara izi, kesik izi, dikiş izi gibi izleri de azaltabiliyoruz. Çünkü uygulanan bölgedeki hücreler yenileniyor. Selülit tedavisinde de karboksiterapi dolaşımı hızlandırdığından, portakal kabuğu görüntüsü azalıyor. Selülitin bütün derecelerinde de bir etki görülüyor; fakat 1.derece selüliti olan bir hastada çok belirgin bir düzelme sağlanırken artık nodülleşmiş (yumrulaşmış) selüliti olan bir kişide azalma sağlanabiliyor.
“Hiçbir tedaviden mucize beklememek lazım. Çünkü genetiğe karşı çalışıyoruz, doğaya karşı savaşmak hiç de kolay değil”” diyen Dermatolog Dr. Fatma Yıldız, son zamanlarda oldukça rağbet gören bölgesel incelme metodu karboksiterapi yöntemini anlatıyor.
B.Ö: Karboksiterapi nedir?
F.Y:Vücudun içine karbondioksit gazı verilerek, vücudun kendi savunma sistemini kullanıp pozitif etkiler elde etmeye çalıştığımız bir tedavi yöntemidir.
B.Ö: Karboksiterapi nerelerde kullanılır?
F.Y: Karboksiterapi, estetik amaçlı olarak, bölgesel incelmede, selülit tedavisinde ve iz tedavilerinde kullanılır. Bunun dışında, ağrı tedavisi için de olmak üzere fizik tedavi hastalıklarının çoğunda karboksiterapi kullanır. Ben dermatolog hekim olduğum için daha çok selülit tedavisi, bölgesel incelme ve iz tedavisinde kullanıyorum. Bunun dışında karboksiterapi, yara tedavilerinde de faydalıdır.
B.Ö:Hastalarınız çoğunlukla hangi şikayetle geliyor?
F.Y: Çoğu hastam bölgesel incelme ve selülit görüntüsünün yok edilmesi isteğiyle geliyor.
B.Ö: Bölgesel incelmede karboksiterapi nasıl uygulanır ve bu yöntemle vücutta ne gibi etkiler yaratılmaya çalışılır?
F.Y: Şöyle ki; vücut, içinde bulunan bütün karbondioksiti atmaya çalışır. Biz yağın içine karbondioksit gazı veriyoruz. Vücut bunu da atmaya çalışıyor. Bu savunma mekanizmasını kullanarak, karbondioksit gazı uyguladığımız bölgede bol miktarda “damarlanma” sağlıyoruz. Yani yeni kan damarları oluşturuyoruz. Yağ dokusundaki en büyük problem, yağın damarlanmasının az olmasından ötürü mobilize olmasının (dolaşıma katılmasının) zor olmasıdır. Çünkü dolaşımı azdır. Biz bu dolaşımı artırmaya çalışıyoruz. Dolaşım artırıldığı zaman hem o bölgede incelme sağlamamız kolay oluyor hem dolaşım düzeldiği için selülit görüntüsünde düzelme oluyor hem de iz tedavisinde yeniden yapılanmayı sağlayabiliyoruz.
B.Ö: Peki verimli sonuç alabilmek için kaç seans gereklidir?
F.Y: Genelde biz 10 seans öneririz. Hastalar 3-4 seanstan sonra bir miktar fayda görürler. Fakat maksimum etki alabilmemiz için 10 seans devam etmek gerekiyor.
B.Ö: Karboksiterapi acı verici bir işlem midir?
F.Y: Çok az acı verir. Çünkü iğne ile yapılan bir işlemdir. Fakat kullanılan iğne, 30G’lik piyasada kullanılan en ince uçlu iğnedir. Kan alırken kullanılan iğneden çok daha ince uçludur. Gazın yayılma sırasında da bir miktar sızı hissedilir. Ama zaten biz bu gazı yağ dokusunun içine veriyoruz. Yağ dokusu, sinirler açısından çok zengin bir doku olmadığı için hasta acıyı oldukça az hisseder. Hafif bir karıncalanma, yanma hissi gibi bir sızı hissedilir. Cilt yenilemede ,“gıdık dediğimiz bölümün toparlanmasında ve yüz gençleştirme işleminde de bu yöntem kullanılıyor. Bu bölgede yağ dokusu daha az olduğu için biraz daha fazla acı verir. Fakat bu henüz benim uyguladığım bir yöntem değil. Gelecek yıllarda, başarılarının kesin olarak kanıtlanması halinde uygulayabilirim.
B.Ö: Karbondioksit tedavisinin sonuçları kişiden kişiye değişir mi?
F.Y: Evet. Şöyle ki; bel çevresi 100 cm olan bir hastada bu ölçüyü 90 cm’ ye indirebiliriz. Ama bel çevresi zaten 70- 80 cm olan bir kişi zaten normal sınırlarda olduğu için 40- 50 cm’ ye indiremeyiz. Çünkü karbondioksit gazı kaslarda erime sağlamaz, yağlarda erime sağlar. Zaten kasların erimesi hiçbir zaman istediğimiz bir durum değildir. Kişide fazla bir yağ miktarı yoksa mucize yaratamayız. Yani kişideki yağ oranına bağlıdır.
B.Ö: Bu tedaviyle genel bir kilo kaybı olabilir mi yoksa bölgesel incelmede mi etkilidir?
F.Y: Karbondioksit gazıyla genel bir kilo kaybı sağlanmaz, amaç da bu değildir. Kişinin belirli bir bölgedeki şikâyetçi olduğu yağları o bölgeden uzaklaştırma için kullanılır. Şöyle; biz Türk kadınları, ırk olarak özellikle bel ve basen bölgesinde yağ biriktirmeye genetik olarak kodlanmış insanlarız. Erkeklerde bu birikme daha çok göbekte oluşur. Genetik olarak böyle bir yatkınlığımızın olması sonucu biz kilo versek bile, bundan en son basenlerimiz etkilenir. Kilo aldığımızda, bu kiloyu yine ilk olarak basenlerimizde hissederiz. Sonuç olarak, bir Türk bayanının belindeki ve basenindeki kiloyu verebilmesi için çok ciddi bir şekilde spor yapması ve yediklerinde dikkat etmesi gerek. Normal bir diyet ve sporla genel bir kilo kaybı oluşturulur. Fakat basenden ve bel kısmından hala şikâyet varsa, bu noktada biz bu bölgesel yağların erimesine yardımcı oluruz.
B.Ö: Uygulama yapılan bölgelerdeki yağlanmalar süre içinde tekrar oluşur mu?
F.Y: Şöyle; hasta, “Ben hiç diyet yapmayayım, hiç spor yapmayayım; sadece karboksiterapi yaptırayım” derse de sonuç alınır. Ancak bu şekilde hem sonuç tatmin edici olmaz, yani santimsel olarak incelme çok az olur, hem de hasta verdiği kiloyu mutlaka aynı yıl içinde tekrar alır. Yani kişi, kilo verdiği halde şikayetçi olduğu bölgedeki yağı eritemediğinde veya “Ben kilo veriyorum ama yüzüm çöküyor, göbeğim gitmiyor” dediğinde biz karboksiterapi uyguluyoruz. Kısaca, zayıflamanın kişinin istediği yerden olmasını sağlıyoruz.
B.Ö: Diyet ve egzersiz yapmayı tercih etmeyen bir kişi bu işlemi birkaç kere yaptırabilir mi? Vücuda zararı var mıdır?
F.Y: Diyet ve egzersiz yapmadan uygulamaya gelen hastalarım var. Mesela bu hastalarımdan biri diyet ve egzersiz yapmak yerine altı ayda bir gelerek, o süreçte aldığı kiloyu karboksiterapi yöntemiyle tekrar vermeyi tercih ediyor. Bu da bir yöntem. Sağlıklı olup olmadığı tartışılır ama zararlı değil.
B.Ö: Karboksiterapinin yan etkileri var mıdır?
F.Y: Hayır. Yalnız eğer damara denk gelirsek orada bir morarma olur fakat birkaç gün sürer ve geçer. Bir de tabii önemli olan dozdur. Karbondioksiti de hastanın ihtiyacı olan dozdan çok daha fazla verirsek tabii ki o da zararlı olacaktır. Karboksiterapi tedavisinin uygun dozlarda verilmesi halinde bir zararı yoktur.
B.Ö: Karboksiterapi kimlere uygulanamaz?
F.Y: Kontrol edilemeyen diyabet problemi ve aktif bir enfeksiyonu olan hastalara, kanser hastalarına, hemofili hastalarına bu yöntemi uygulamıyoruz. Hamilelere yapmıyoruz. Bunun dışında adet dönemlerinde kişiler biraz daha hassas olabilir, canları biraz daha fazla acıyabilir. Hem de bu dönemlerde vücut su tutar. Bu nedenlerden dolayı adet dönemlerinde de uygulamıyoruz.
B.Ö: Karboksiterapi tedavisinde bu 10 seanslık sürecin zaman dağılımı nedir?
F.Y: Haftada 2 seansla başlıyoruz. Sonra hasta fayda görmeye başladığında, yani yaklaşık 5- 6 seanstan sonra haftada 1 seansa indiriyoruz. Bundan sonra da genelde haftada 1 seans olarak tedavi sürecini bitiriyoruz. Sonucunda da hastada diyet ve egzersiz desteğiyle %10’ a kadar bir incelme hedefliyoruz.
B.Ö: Peki bu tedaviye ek uygulamalarınız oluyor mu?
F.Y: Karboksiterapi tedavisine mezoterapi ve lenf dranajı ile kombine edilmesi etkinliği çok artırır. Hastamıza mutlaka diyet veriyoruz. Çok sıkı bir diyet olmuyor bu. Sağlıklı beslenmeyi yaşam şekli haline getirmeye çalışıyoruz.
B.Ö: Seanslardan sonra dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?
F.Y: Tedaviden hemen sonra, vücutta iğne delikleri olduğu için, duş almalarını önermiyoruz. Ertesi güne kadar sıkı kıyafet giymemelerini, parfüm kullanmamalarını öneriyoruz.
B.Ö: Her bir seans ne kadar sürüyor?
F.Y: Bu işlem 5- 10 dakikalık bir işlem. Hastalarımız öğle aralarında gelip işlemini yaptırıp ondan sonra rahatlıkla işlerine dönebilirler, gündelik yaşamı etkilemez.
B.Ö:Peki bu 10 seanslık tedavide vücudun sadece bir bölgesine mi uygulama yapabiliyorsunuz?
F.Y: Çok problemi olan bir hasta değilse, yani çok fazla kilosu yoksa bir seansta hastanın hem koluna hem göbeğine hem bacağına bütün şikayetçi olduğu alanlara uygulama yapabiliriz. Ama kişi obezse bütün dozu tek bir bölgeye kullanıyoruz, en çok şikayetçi olduğu bölgeyi seçmesini istiyoruz. Bir bölgenin tedavisi bitince diğer bölgelere geçmeyi tercih ediyoruz. Bir seansta gaz miktarını 1.5 litre’ nin üzerine çıkarmayı istemeyiz.
B.Ö: Selülit tedavisinde ve yara, iz, çatlak tedavilerinde de karboksiterapi kullanılıyor değil mi?
F.Y: “Stria” dediğimiz büyümeye bağlı olarak, hamilelikten sonra oluşan çatlaklardan şikayetçi olarak gelen çok hastamız var. Bunlarım tamamen geçmesi ne yazık ki mümkün değil ama belirgin azalma görülüyor. Yara izi, kesik izi, dikiş izi gibi izleri de azaltabiliyoruz. Çünkü uygulanan bölgedeki hücreler yenileniyor. Selülit tedavisinde de karboksiterapi dolaşımı hızlandırdığından, portakal kabuğu görüntüsü azalıyor. Selülitin bütün derecelerinde de bir etki görülüyor; fakat 1.derece selüliti olan bir hastada çok belirgin bir düzelme sağlanırken artık nodülleşmiş (yumrulaşmış) selüliti olan bir kişide azalma sağlanabiliyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder