14 Mayıs 2008... 7 yıl aradan sonra nedenini bilmediğim bir şekilde kendi ülkemmiş gibi bağlandığım Almanya' ya doğru yolculuğumun ilk günü... İstanbul Sabiha Gökçen Havalima' nında yaklaşık 6 saat kadar beklemem bile hiç mi hiç önemli değil. İçimdeki heyecan sıkılmama meydan okuyacak kadar fazla. Saat gece 2.50... "Easyjet Havayolları ile İstabul' dan Basel 'e gidecek yolcuların pasaport kontrolünden geçmesi gerekmektedir" anonsu ile heyecan katsayım daha da artıyor. Yolcuların yarısından çoğunun Türk olması ve birçoğunun da ter kokması ve hatta uçaktaki hosteslerin Fransızca konuşması bile umrumda değil. Yolculuğumun kaç saat sürdüğünü de hesaplamadım. Kitabımı okudum, bir light cola içtim, mp3 player' ımı kulağıma taktım ve tadını çıkardım. Saat sabah 6 ve ben Basel 'deyim. Havalimanından dışarı çıktığımda O orada elinde çiçekle bekliyordu. Daha güzel bir sabahım olduğunu hatırlamıyorum. Yanındaki iki arkadaşıyla birlikte arabamızla yollara koyulduk. İstikamet Freiburg... Burası küçücük, sevimli ve oldukça düzenli bir şehir olmasının yanında adeta bir kültür kenti; aynı zamanda da Almanya' nın turistik şehri. Sabahın ilk saatlerinde bile insanlar hep güleryüzlü ve herkesin ağzında mutlaka bir "Guten Morgen"... Herkesin nazik, kibar ve kültürlü olduğu bu şehirde insanlar sabahın erken saatlerinde koşuşturmaya başlıyorlar ama stresten eser yok... Sanki herkes mutlu... Gidip eve yerleşiyoruz ve güzel bir kahvaltı yapmak üzere tekrar çıkıyoruz. Bu ülkede sanırım kahvaltı kültürü sadece pa
zar sabahları için geçerli.. Bu nedenden dolayı olsa gerek çeşit çeşit kahvaltılık poğaçalar yapmışlar... Herkes bir elinde kahve diğer elinde poğaça okula ya da iş yerine doğru koşuşturuyor. Biz de sıradan bir benzin istasyonuna girip kahve içip tereyağlı bretzel yemeye karar verdik. Bu, bizim bildiğimiz simidin biraz daha farklı bir versiyonu; çok da lezzetli. Daha sonra evimize döndük ve erkek arkadaşım, aynı zamanda iş yeri olan şehrin tek üniversitesine doğru yollandı. Ben de yolculuğun rehavetini üzerimden attıktan sonra erkek arkadaşımın da talimatlarıyla şehre inmeyi başardım. İnsanlar sakin, şehir temiz, düzenli ve huzur verici... Heryerde bisikletliler... Araba kullanma alışkanlığı pek yaygın değil buralarda. Herkes ya bisiklet sürüyor ya da paten kullanıyor. Tramvay ve otobüsler de oldukça temiz ve düzgün çalışıyor. Kaldırım taşları parke ve sokakların arasından minik arklarda su geçiyor. Rivayete göre, bu arklardan birinin içine yanlışlıkla ayağı giren Freiburg' da evlenir ve orada kalırmış. 
Trafik de oldukça düzenli ve insanlar hem birbirlerine hem de kurallara çok saygı duyuyorlar. Yaya geçidine adımınızı atar atmaz bütün arabalar duruyor. Binalar şehir içinde en fazla iki katlı ve alt katı hep dükkan, üst katlar da dükkanların ya depoları ya da ikinci katları. Yani şehir göbeğinde yerleşim yok. Yine şehrin göbeğinde inanılmaz büyüklükte bir kilise var. Zaten bütün Avrupa' da en güzel binalar kiliseler, katedraller ve şapeller. Bütün binalar eski fakat son derece bakımlı ve estetik.
Almanlar çok nazik ve kültürlü insanlar... En azından benim gittiğim bölgede öyleydi. Herkes "Danke schön" ve "Bitte schön" ü mutlaka kullanıyor. Kimse kimsenin hayatına karışmıyor. Herkes kendiyle mutlu, kendiyle barışık, hayatı seviyor. Çok tutumlular ve "sparen" onların bir hayat biçimi olmuş. Para konuşmak ayıp değil ve herkes para konuşuyor. Öyle sanıldığı kadar pahalı falan da değil buralar. Çok basit ve sadeler... Ne giydiğinin, ne yaptığının, ölçülerinin hiç bir önemi yok. Sana insan olduğun için değer veriyorlar. İşte bu da gelişmişliktir.
Şehrin ortasından bir nehir geçiyor. Bu nehrin kenarında bir kaç cafe, bisiklet ve yaya yolu var. Şehirde aynı zamanda Freiburg' un simgesi haline gelmiş 2 tane de saat kulesi hemen her yerden görünüyor.
Freiburg kısaca bu. Bunun ötesini anlatmak benim için olanaksız; gidip görüp yaşamak gerek. Bence Avrupa' da gittiğim en güzel şehirdi...
Şehrin ortasından bir nehir geçiyor. Bu nehrin kenarında bir kaç cafe, bisiklet ve yaya yolu var. Şehirde aynı zamanda Freiburg' un simgesi haline gelmiş 2 tane de saat kulesi hemen her yerden görünüyor.
Freiburg kısaca bu. Bunun ötesini anlatmak benim için olanaksız; gidip görüp yaşamak gerek. Bence Avrupa' da gittiğim en güzel şehirdi...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder