6/04/2008

Cennetten Dünya' ya: Basel

Freiburg' da kaldığım ilk hafta sonunda erkek arkadaşımla, gezdiğim en güzel ülke olan İsviçre' nin Basel kentine gitmeye karar veriyoruz. Trenle yaklaşık 1 saat süren yolculuğun sonunda rüya gibi bir kentle karşı karşıyayım. Her yer yemyeşil; ki bu zaten bütün Avrupa kentlerinin karakteristik özelliği. Burada da tıpkı Freiburg' da olduğu gibi arabalardan çok bisikletler var. İnsan buralarda araba kullandığı için kendini suçlu hissediyor. Bu insanlar doğayı bu derece korumaya çalışırken bizim de aksine yok etmeye çalışmamız tartışmaya açık başka bir nokta.

Burası da çok büyük bir kent sayılmaz ama Freiburg' dan çok daha büyük olduğu kesin. Yine şehrin ortasından bir nehir geçiyor. Burada da yerleşim daha çok nehir kenarında. Old Town dedikleri eski yerleşim alanı nehrin tam kıyısında, yeni şehir de nehrin uzağında. Nehrin ortasından geçen köprü eski şehiri ve yeni şehiri adeta bıçak gibi ayırıyor. Yeni şehirler az çok bizim kentlerimize benzediği için tabii ki eski şehiri gezmeye karar veriyoruz.
Buranın ilk göze çarpan yapısı, şehrin her yerinden görünen devasa bir katedral. Eski şirin evlerin donattığı daracık sokaklardan geçip katedrale gidiyoruz. Belli ki şehrin en tepe noktasına inşa edilen bu yapının bahçesinden bütün Old Town' ı görebiliyorsunuz. 13. ya da 14. yy' dan kalan bir otelin girişinin az uzağında yine o dönemlerde yapılmış bir labirent dikkatimizi çekiyor ve oynamaya başlıyoruz biz de. Tam otelin avlusuna geldiğimizde korkunç bir yağmur bastırıyor ve biz de oldukça hazırlıksız yakalanıyoruz. Otelin kemerli kapısının altında bir sığınak bulup oraya çöküyoruz. Birer sigara içerken ergenlik çağındaki çocukların yağmurla eğlendiklerini izleyip sırıksıklam oldukları halde yankılanan kahkahalarını dinliyoruz. Yağmur biraz azalınca "Markplatz" dedikleri, çok eski zamanlardan günümüze kadar uzanan pazar yerini ziyaret etmek üzere yola koyuluyoruz tekrar. Fakat pazar günü olduğundan hiç bir kıpırtı yok pazar yerinde bile. Avrupa' da pazar günü hiç bir yer açık olmuyor. Buranın belediye binası da bütün evler gibi eski çağlardan kalma. Çeşitli figürlerle duvarlar süslenmiş ve heykeller adım attığımız her yerde. Tam bir kültür kenti.

Şehrin görülmeye değer sokaklarını, yapılarını gezdikten sonra günün sonunda arkadaşlarımızın Freiburg' dan Basel' e doğru yola çıktığının haberini alıyoruz. Vardıklarında birinin elinde şarap ve plastik bardaklar olduğunu görüyoruz. Nehrin kenarına geçip bir şişe şarabı bitirdikten sonra şehrin Türk mahallesi kısmındaki işkembeciye gidip birer işkembe çorbası içtikten sonra tekrar "hometown" 'a doğru yola koyuluyoruz.

İsviçre gerçekten çok güzel ve zengin bir ülke. Kendine has bir havası ve mimari yapısı var. Basel de görülmeye değer bir Avrupa kenti.

Hiç yorum yok: