3/13/2008

Reconnection



BİR “ÖZ”E DÖNÜŞ YOLCULUĞU: RECONNECTION

Reconnection ile dünyada adını duyurmuş Dr.Eric Pearl ‘ün asistanı ve Reconnective Healing uygulayıcısı olan Nilgün Sarar, seanslarını ve insanların genel ruh durumu hakkındaki izlenimini anlatıyor.

Negatif ve Pozitif kavramlarının ve düşünce tarzlarının tamamen insani bir düşünce olduğunu vurgulayan Sarar, ” Bir zamanlar evrenle çok derin bir bağlantı içindeydik. O zamanlar yeryüzünde yüksek enerji barındıran noktalarla iletişim halindeydik. Söylenenlere göre Atlantik zamanında gerçekleşen büyük bir çöküş ve düşmenin ardından yeni bir yaşam başladı bu dünyada. Reconnection, yeni yaşamda yüksek enerji noktalarıyla sizi tekrar bağlayan, ışık ve bilginin aktığı bir çalışma tarzı” diyor.

Temel Felsefe: “An’da Kal; Geleceği De Geçmişi De Düşünme”
Türkiye’nin artık ruhsal iyileşme teknikleri konusunda açılma zamanı geldiğini belirten Sarar, eskisiyle mukayese ettiğinde Türkiye’de bu konuda inanılmaz bir büyüme gördüğünü söylüyor. Sarar, ”Bir kartopu büyüyerek çığ haline gelir ama bu esnada yaşaması gereken bitkiyi de alıp beraberinde götürür. Türkiye’de de bir şeyler paldır küldür gidiyor. Çok kapılanlar var farkında olanlar var. Bazıları da tamamen ticaret diyor. Her konuda olduğu gibi bu konuda da Türkiye bir kaos içinde. Bu nedenle ben Türkiye’yi çok seviyorum; çok renkli bir yapıya sahip. Her an her yerde her şey olabilir. Ruhsal çalışmaların da bize vermek istediği mesaj bu:”Anda kal, geleceği de geçmişi de düşünme. En kuvvetli olan zaman dilimi “şu an”. Zaten Türkiye de yaşarken hep “an’da kalmak” zorundayız. Herkes yaın ne olacağını bilmeden yaşıyor” diyor.

İlkokulla Birlikte İlk Koşullar Da Başlıyor
Sarar, insanın en başta kendi içindeki öze ve ruha saygı duyması ve sevgi hissetmesi gerektiğini vurguluyor. Sarar, “Çocukken el bebek gül bebek, koşulsuz bir şekilde seviliyoruz. İlkokul çağına geldiğimizde öğretmenlerin şikâyetleriyle birlikte anne ve baba tarafından ilk koşullar konuluyor. Bu koşullar hiçbir zaman bitmiyor” diyor. Sarar, bu şekilde koşulsuz sevginin ne olduğunu bilmeyen çocuğun bütün hayatı boyunca kendi dışında başkalarının istekleri, başkalarının hayatı doğrultusunda yaşadığını söylüyor. Sarar, ”Ben öğretmenime karşı iyi olmalıyım çünkü o zaman annem beni daha çok sevecek. Sınıfımı geçmeliyim çünkü babam bana hediye alacak. Arkadaşıma bunu söylememeliyim yoksa bana küsecek” derken kendimizi artık tamamen unutuyoruz. Ruhumuzu, özümüzü, isteğimizi, neyin bize göre doğru olduğunu ya da neyin bize iyi geldiğinin tamamen unutuyoruz” diyor.

Farkında Olanlar Bilinçli Olanlardır
İnsandaki etiket merakı, başkaları için yaşamak, aşık olmak, kıskanmak gibi egoya ait duyguları “dünyevi yaşam” olarak adlandıran Sarar, “farkında olan” insanların da varlığına dikkat çekiyor. Sarar, “Benim için “farkındalık” çok önemli. Farkındalık da kişinin bu dünyaya kendi özgür seçimiyle geldiğinin, buraya gelme nedenleri olduğunun ve burada da alacağı dersler bitince gideceğinin bilinciyle yaşamaktır. Acı çekmeden, kaliteli yaşamanın en büyük görev olduğunun bilincinde olmaktır. İnsanların enerjisiyle değil evrenin, doğanın enerjisiyle bağlantı kurup oradan alınacak olan saf, öz enerjisiyle gelişmeyi tercih eden insanlar bilinçlidir” diyor. Negatif enerjiyi hiçbir zaman kendimize çekmememiz gerektiğini belirten Sarar, düşüncelerin ve frekansların birer enerjiye dönüşerek evrene mesaj olarak gittiğini ifade ediyor. Sarar, “Maalesef insanın egosu çok güçlü. Aslında bu egoyu birazcık daha serbest bırakıp daha rahat kullanmasını bilsek herkes hem fiziksel hem zihinsel hem de ruhsal olarak sağlıklı olacak” diyor.

“Sahneyi Aslında Siz Seçiyorsunuz”
Negatif ve pozitif düşünce tarzının tamamen insani bir görüş olduğunu vurgulayan Sarar, seans sonrasında olan her şeyin insanın “hayrına” olduğunu belirtiyor. Seans sırasında “bilgi ve ışıkla” bağlantı kurulduğunu söyleyen Sarar, “Bizler kısıtlı düşünen varlıklarız; farkına vardıkça derinlere iniyoruz. Bir müddet sonra beklentileriniz gerçekleşmeye başlıyor. Çünkü sahneyi aslında siz seçiyorsunuz” diyor. Seans anında hiçbir şeye karışmadığını belirten Sarar,
“O andaki çalışma benim bilgimi aşan, evrenin zekâsının aktığı bir çalışma” diyor. Yaptığı her seansın kendisine bir şey kattığını ifade eden Sarar, “Bu seansları yaparken hiç kimsede, hiçbir şekilde, hiçbir şart aramıyorum” diye ekliyor.

“Reconnection Tıptaki Yerini Almalı”
Sarar, insanların acı bir olay yaşadıktan sonra düşünmeye başladığını vurguluyor. Sarar, “Bana sorarsanız Türkiye şu anda çok üzgün, insanlarda hiç bir heyecan belirtisi yok. Türkiye’de genel bir mutsuzluk var, eskisi gibi parlamıyor. Türk milleti çok değerli bir millet. Kendimizin kıymetini bilelim istiyorum. Bu nedenle seanslar yaparak, seminerler düzenleyerek, konuşarak insanlara bir şekilde destek olmaya çalışıyorum” diyor. Hastanelere seans yapmaya gittiğini söyleyen Sarar, bunun için önce doktorun onayını aldığını belirtiyor. “Benim babam da eşim de doktor; ben tıpla iç içe yaşayan bir insanım. O yüzden doktor itiraz etse de onaylasa da anlayışla karşılayabiliyorum. Doktorlarla hiç kapışmam. Sadece istiyorum ki Reconnection da tıptaki yerini alsın. Artık doktorlar da bu tür şifalandırma olaylarına eskisi kadar tepki de göstermiyorlar” diyen Sarar, çocuklara ilkokulda da enerji dersleri verilmesini dilediğini ifade ediyor.

“Etiketler İnsanlara Çok Büyük Sorumluluklar Yüklüyor”
Seanslardan sonra herkeste farklı tepkiler olduğunu belirten Sarar, ” Bazıları “Bana hiç dokunmadı ama birilerinin dokunduğunu hissettim” diyor. “Birileri” lafı çıkıyor böylece ortaya. Bazıları renkler ya da geometrik şekiller gördüklerini söylüyor. Bunları söyleyen insanlar bu konulara hiç açık olmayan insanlar” diyor. Ünlü insanlar ve tanınmış iş adamlarına da seanslar verdiğine değinen Sarar, “Mesela bu insanlar seans sırasında kravatlarını düzeltiyorlar; işte bu egonun işareti. Etiketler insanlara çok büyük sorumluluklar yüklüyor. Sonunda enerjiniz sıkışıyor ve kendinizle hiç alakanız olmayan bir noktaya geliyorsunuz” diyor. İnsanlardaki değişimlerin seanstan hemen sonra da olabildiğini zamanla da gerçekleşebileceğini söyleyen Sarar, ”Bu tamamen kişinin kendi yapısına bağlı. Sonuçlar herkeste farklı oluyor. Bu değişimin hiçbir şartı yok. Nasıl olduğunu ben de bilmiyorum, kişi kendisi de bilmiyor. Bence işin güzel tarafı da bu” diyor.

Düşünce Kalıpları Bir Süre Sonra Genlere Yerleşiyor
İnsanda bilinçaltına yerleşmiş kalıplar nesilden nesle devam ettiğini ve bu kalıpların bir süre sonra DNAlara yerleşmeye başladığını belirten Sarar, “Ailenizdeki tansiyon, kalp hastalığı ve kanser nasıl genetik özellikler taşıyorsa bu tarz düşünceler ve davranışlar da bir zaman sonra genetik özellik haline geliyor.”Halk arasında kullanılan “Babasına çekmiş, annesine çekmiş” gibi deyişler de bunu ispatlıyor zaten” diyor.

“Neşeli Biri, Beş Kişiyi Sinirli Birinin Etkilediği Kadar Etkilemez”
İnsanların düşük frekanslara karşı daha fazla bir eğilimi olduğunu ifade eden Sarar, “İnsanın sinirli halinden daha kolay etkilenirsiniz. Ama eğer fakında olursanız itersiniz, almazsınız o enerjiyi. “Niçin sinirlisin?” gibi bir soru sorduğumuz andan itibaren onun enerji ağına girersiniz ve bu da sizi bir şekilde aşağı çeker. Neşeli bir insan, sinirli bir insanın beş kişi etkilediği kadar etkilemez” diyor. Sarar, Bern’deki bir konferansta insanlara aynı adamın bir güler yüzlü fotoğrafını bir de üzgün durduğu bir fotoğrafını gösterdiklerini, “Sizce hangisi doğal hali?” diye sorduklarını ve insanların da, adamın üzüntülü halini doğal hali olarak seçtiklerini anlatıyor. Sarar, “Yani bir insan güldüğü zaman insanlar demek ki onun rol yaptığını ya da bunun sıra dışı bir durum olduğunu düşünüyorlar. Eskiden de bu böyleydi. Ben bir ortama gülerek girsem ya da bir kadın bir ortamda kahkaha atsa insanlar tuhaf tuhaf bakıp “Ne kadar neşeli, şahane bir kadın!” demek yerine altında bir art niyet arıyor. Bu noktada yine egomuz devreye giriyor. Bütün bunlar başkalarının enerjisiyle, inançlarıyla, düşünceleriyle büyütüldüğümüz için kendimize olan güvensizliğimizden kaynaklanıyor. Özümüzden, yani “Ben” kavramından uzaklaşıyoruz” diye ekliyor.

“Reconnection İle Her Alanda Bir Devrim Yaşıyorsunuz”
İnsanın evrenle derin bir bağ içinde olduğunu vurgulayan Sarar, insanın evrendeki bir enerji çeşidi olduğunu söylüyor. Sarar, “Bizim enerjimiz ete ve kemiğe bürünmüş, ağacınki de dala ve yaprağa… Her şeyde bir enerji var. Dünyada her şey mümkün aslında; ama biz o bilince, o alana geçemiyoruz. Geçemeyiz; çünkü bizim dünyevi mantığımız, bilincimiz, yetiştirilme tarzımız izin vermiyor. Reconnection ile her alanda bir devrim yaşıyorsunuz. Kendinizi keşfediyorsunuz, bir hastalığınız geçiyor, ruhsal olarak iyileşiyorsunuz, kendinize değer vermeye ve saygı duymaya başlıyorsunuz” diyerek sözlerini noktalıyor.




Hiç yorum yok: