
Bu filmi tam 13 kez izledim...Her izlediğimde de aynı tadı alıp aynı duyguları hissediyordum. Taa ki kadın kahramanımıza sinirlenene kadar.
Filmde Amerika' nın varoş bölgelerinden olan bir kadınla, Amerika 'nın önde gelen iş adamlarından olan erkek kahramanımızın acıklı aşk hikayesi anlatılıyor. Kendini tamamen insanlara adamış ve hayatının son dönemlerini yaşayan kadın kahramanımız, sözüm ona, kendini unutmuş ve günlük hayatın akışında kaybolmuş insanlara, daha doğrusu erkeklere, nasıl yaşanması gerektiğini öğretiyor. Benim hayat felsefeme her ne kadar kadının bakış açısı yakın olsa da zengin ve hırslı bir adama "ferrarisini sattırmanın" zorluğunu biliyorum.
Kadın kahramanımız, evcil hayvanları olan, evinde televizyon bulundurmayan, alt komşusu olan gaylerle güzel bir diyalog içinde bulunan bir iyilik meleği. Erkek kahramanımız da, gözünü hırs bürümüş, başarısız olduğunda asla kabul etmeyen, ilişkisine gerekli özeni göstermeyen zengin bir ukala. Kadın, binbir laf ve yaklaşma politikalarıyla erkeğe yaklaşıyor ve 1 ay için hayatına giriyor. Bir müddetliğine de olsa...Gayet güzel zamanlar geçiriyorlar ve sonunda kadının kanser olduğu ortaya çıkıyor. Bu noktadan sonra artık kadın uzaklaşmaya, (doğanın kanunu olarak) erkek de daha yakınlaşmaya başlıyor. Filmin sonunda kadın erkeği bambaşka bir yaşam felsefesi edinmiş bir biçimde günlük hayatın ortasında yapayalnız bırakıyor. İşte tam da bu noktada sinirlerim bozuldu:) Madem seviyorsun neden gidiyorsun, madem istiyorsun neden vazgeçiyorsun, madem hastalığının bir çaresi var neden tedaviyi reddediyorsun, vb..Bu nedenle o filmi hiçbir zaman 14. kez izlemeyeceğim:)
Filmde Amerika' nın varoş bölgelerinden olan bir kadınla, Amerika 'nın önde gelen iş adamlarından olan erkek kahramanımızın acıklı aşk hikayesi anlatılıyor. Kendini tamamen insanlara adamış ve hayatının son dönemlerini yaşayan kadın kahramanımız, sözüm ona, kendini unutmuş ve günlük hayatın akışında kaybolmuş insanlara, daha doğrusu erkeklere, nasıl yaşanması gerektiğini öğretiyor. Benim hayat felsefeme her ne kadar kadının bakış açısı yakın olsa da zengin ve hırslı bir adama "ferrarisini sattırmanın" zorluğunu biliyorum.
Kadın kahramanımız, evcil hayvanları olan, evinde televizyon bulundurmayan, alt komşusu olan gaylerle güzel bir diyalog içinde bulunan bir iyilik meleği. Erkek kahramanımız da, gözünü hırs bürümüş, başarısız olduğunda asla kabul etmeyen, ilişkisine gerekli özeni göstermeyen zengin bir ukala. Kadın, binbir laf ve yaklaşma politikalarıyla erkeğe yaklaşıyor ve 1 ay için hayatına giriyor. Bir müddetliğine de olsa...Gayet güzel zamanlar geçiriyorlar ve sonunda kadının kanser olduğu ortaya çıkıyor. Bu noktadan sonra artık kadın uzaklaşmaya, (doğanın kanunu olarak) erkek de daha yakınlaşmaya başlıyor. Filmin sonunda kadın erkeği bambaşka bir yaşam felsefesi edinmiş bir biçimde günlük hayatın ortasında yapayalnız bırakıyor. İşte tam da bu noktada sinirlerim bozuldu:) Madem seviyorsun neden gidiyorsun, madem istiyorsun neden vazgeçiyorsun, madem hastalığının bir çaresi var neden tedaviyi reddediyorsun, vb..Bu nedenle o filmi hiçbir zaman 14. kez izlemeyeceğim:)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder